Cezadan Sorumsuzluk Nedeni Olarak Zorunluluk Hali (TCK m25/2)



1-Genel Olarak

         İçerisinde bulunduğu çaresizlik nedeniyle bir kişinin haklarının ihlal edilmek mecburiyetinde kalınmasında zorunluluk halinden bahsedilir.[1] Cezadan sorumsuzluk nedeni olarak zorunluluk halinin koşulları m.25’te düzenlenmiştir.

          YTCK’nın 25/2 maddesinde düzenlenen zorunluluk hali şu şekilde ifade edilmiştir:

        “(2)Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” [2]         

         Buna göre zorunluluk halinde, kişi bilerek neden olmadığı bir tehlikeden kendisini veya bir başkasını kurtarmak amacıyla, suç oluşturan ve tehlikeyi defetmeye elverişli bir eylem işlemektedir. Bu eylem ile bazen tehlikenin kaynağına, bazen de üçüncü kişilerin haklarına zarar verilmektedir.[3] Dikkat edilirse burada meşru savunmadan farklı olarak bir saldırı değil, tehlike söz konusudur.

        765 sayılı eski TCK ‘nın 49/3. maddesinde zorunluluk hali şöyle düzenlenmişti:

        (3)Gerek nefsini ve gerek başkasını vuukuna bilerek mahal vermediği ve başka türlü tahaffuz imkânı da olmadığı ağır ve muhakkak bir tehlikeden muhafaza etmek zaruretinin bahis olduğu mecburiyetle… İşlenilen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

        Mehaz Alman Ceza Kanunu’nda zorunluluk hali A1.CK genel hükümlerde iki farklı madde ve iki farklı hukuki nitelikte düzenlenmiştir. A1 CK §34 de hukuka uygunluk nedeni olarak zorunluluk hali düzenlenirken §35 de mazeret sebebi olan zorunluluk hali düzenlenmiştir. İkisi arasında çok önemli farklar bulunmaktadır.[4] Bu ayrımın yapılmasında, zorunluluk halinde kalan kişinin koruduğu hukuksal değerin ihlal ettiği değerden daha üstün olup olmadığı esasına dayanılmıştır. Korunan değerin üstün olması halinde hukuka uygunluk sebebi, korunan ve feda edilen değerlerin eşitliği halinde ise mazeret sebebinin bulunduğu kabul edilmiştir.[5]

        2-Hukuki Niteliği

        Klasik suç teorisinin aksine, Yeni TCK’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, zorunluluk hali kusurluluğu etkileyen bir neden olarak düzenlenmiştir. Fakat öğretide bu konuda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir kısım yazarlar tarafından zorunluluk hali bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilirken[6], bir kısım tarafından kusurluluğu etkileyen bir neden olarak ele alınmaktadır. Buna karşılık, zorunluluk halinin hukuki niteliğini somut olayın özelliğine göre belirlenmesi gerektiği görüşünde olanlar da bulunmaktadır. Yargıtay ise vermiş olduğu bir kararda zorunluluk halinin, bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemeyeceğini ifade etmiştir.

        Zorunluluk hali, Ceza Muhakemesi Yasası’ndaki düzenleme ile hukuka uygunluk nedeni olmaktan çıkartılmıştır. Zira 765 Sayılı Yasada hukuka uygunluk sebebi olarak düzenlenmişti. CMK ya göre, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması durumunda “beraat kararı” verilmesine (m.223/2-d) karşın, zorunluluk halinin bulunduğu durumlarda “ceza verilmesine yer olmadığı kararı ”  verilecektir. Zorunluluk durumu artık kusurluluğu kaldıran bir nedendir. Bu konuda Yargıtay’ın görüşü de aynı yöndedir. Yargıtay, zorunluluk halinin CMK m.223 ün düzenlemesi karşısında artık kusurluluğu ortadan kaldıran bir hal olarak kabul edilmesi görüşündedir. Yeni tarihli bir kararında[7] YCGK bu hususu:

       “Yeni sistemde başlıca dört hukuka uygunluk sebebinden bahsedilmektedir. Bunlar; meşru savunma, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızasıdır. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, bu durumda fail hakkında beraat kararı verilmesi gerekecektir. Buna karşılık sınırın aşılması, bir hukuka uygunluk nedeni değil 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibariyle kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2.fıkrasındaki durum itibariyle de kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde beraat hükmü değil, Yasanın 27/1. maddesine göre indirimli ceza veya 27/2.maddesine göre ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmelidir. Bu husus 5271 sayılı Yasanın 223.maddesinden de açıkça anlaşılmaktadır.

           Şu halde 27. maddenin 1. fıkrasının uygulanabilmesi için, öncelikle bir hukuka uygunluk sebebi söz konusu olmalıdır. Failin hukuka uygunluk nedenine ilişkin koşulların sınırlarını kast olmaksızın aşması da ikinci koşuldur. Dolayısıyla 765 sayılı yasanın 50. maddesinden farklı olarak sınırın kasten aşılması halinde bu madde uygulanamayacaktır. Yine, 765 sayılı yasadaki durumdan farklı olarak, 5237 sayılı yasada hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmemiş olan zorunluluk hali için de bu maddenin uygulanma şansı bulunmamaktadır.şeklinde belirtmiştir. Bu karardan da anlaşılacağı üzere Yargıtay, zorunluluk halini bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul etmemiştir. Kusurluluğu ortadan kaldıran bir neden olarak nitelemiştir. Bu sonuca CMK’ daki düzenlemeden yola çıkarak varmıştır.

      3-Tarihi Süreçte Zorunluluk Hali

      Hint- Avrupa medeniyetinin bilinen en eski fakat tam anlamıyla bir kod niteliği taşımayan hukuk yapıtlarından biri Manu Kanunlarıdır. Zorunluluk durumu, Manu Kanunları’nda kanuni ve ahlaki alandaki kurallar bağlamında ciddi bir istisnaydı. Örneğin, bu Kanunlarda ilgili bölümde yol kesme ve hırsızlık suçlarından dolayı yüksek cezalar öngörülmüştü. Seyahate çıkmış bir kişi, erzakı çok az ise, bu sebeple başka birinin tarlasından iki şeker kamışı veya iki küçük kök almışsa para cezası ödemek zorunda değildi.( Manu Kanunları 8/341) Yine, açlıktan ölmek üzere olup da bir kimseden yiyecek çalan kişi günahla kirlenmiş olmaz. ( Manu Kanunları 10/104)[8]

       Eski Yunan Hukuku zorunluluk durumunu kabul etmekteydi. Ancak hukuk sistemi çok parçalı bir yapıya sahip olduğu için, eski Yunan yazıtlarında zorunluluk durumuna ilişkin bir düzenlemeye rastlanmamıştır. Lycurgue kanunları, zorunluluk durumunda başkasının kölelerinin, hayvanlarının ve erzakının zorunluluk durumunda kullanılmasını kabul etmiştir.[9]

       Roma Hukuku’nda zorunluluk haline ilişkin metinlere rastlanmaktadır. Lex Aquilia isimli Kanunda, “fail, bir kötülüğü bertaraf etmekten başka bir gaye gütmediği veya başkalarının malını feda etmeksizin kendi malını koruyamayacak durumda bulunduğu takdirde, tehlikede bulunan kendi malından daha az veya ona eşit değerde bir mala zarar verirse, fiili suç sayılmazdı”. Bu nedenle gemideki yiyeceklerin azalması halinde, yolculara ait yiyeceklerin diğer yolcular ve gemi adamları tarafından yenilmesi kabul edilmişti.[10] Kamu yolu tıkalıysa veya sular altında kalmışsa kıyıda mülkü bulunan kişi arazisi üzerinde bir geçit sağlanmasına katlanmak zorundaydı( Digesta,8,6)[11].

     4-Zorunluluk Hali- Meşru Savunma Farkı

     Zorunluluk hali ile meşru savunma arasındaki farkları şu şekilde sıralamak mümkündür:

  • Meşru savunma bir hukuka uygunluk sebebiyken zorunluluk hali kusurluluğu ortadan kaldıran bir haldir.
  • Meşru savunmada savunma hareketi saldırgana karşı yapılırken zorunluluk halinde tamamen masum bir kişiye yönelen hareket vardır.[12]
  • Meşru savunmada haksız tecavüz, cezalandırılabilir olsun veya olmasın bir insandan kaynaklanmaktadır. Zorunluluk halinde ise tehlike bir insandan doğabileceği gibi, bir doğa veya hayvan hareketinden de kaynaklanabilir.
  • Meşru savunmada savunma hareketinde bulunabilmek için mutlaka kusursuz olmak gerekmez; kusurlu hareket eden de kendini savunabilir. Zorunluluk halinde ise tehlikeye bilerek sebebiyet vermemiş olmak gerekir. [13]
  • Meşru savunmada korunan değerle zarar verilen değer arasında kural olarak mutlak eşitlik anlamında bir oran aranmadığı halde, zorunluluk halinde korunan ve zarar verilen değerin en azından eşit olması gerekir.
  • Zorunluluk halinde gerçekleştirilen fiil, üçüncü kişiye yönelik olduğundan cezai sorumluluk yoktur, fakat üçüncü kişiye hakkaniyete dayanan bir tazminat ödeme yükümlülüğüne neden olan hukuki sorumluluk vardır. ( BK m.52/2) Meşru savunmada böyle bir husus söz konusu değildir. 

Özetle; Yabancı hukuk sistemlerinde çok fazla uygulama alanı bulan zorunluluk hali, 765 sayılı TCK m.49/3 te düzenlenmiş olmasına rağmen mahkeme içtihatlarına çok fazla yansıyan bir kurum olmamıştır. Nitekim bu konuda sınırlı sayıda Yargıtay içtihatları mevcut olmakla birlikte, zorunluluk halinin hukuksal niteliğine ve şartlarına yönelik detaylı bir açıklama bulunmamaktadır. Sınırlı sayıdaki bu kararlar değerlendirildiğinde, çalışmamızda da belirtildiği üzere Yargıtay, zorunluluk halini kusurluluğu ortadan kaldıran bir neden olarak değerlendirmiştir.

 

                                                                                                              Hilal LEFKUR

 



[1] Av. Ahmet Gündel, Yeni TCK Açıklaması,1.Cilt,Ankara,2009,s.590

[2] Madde Gerekçesi:  Zorunluluk halinde, kişinin, kendisinin veya başkasının sahip bulunduğu bir hakka yönelik bir tehlikeyi gidermek amacıyla gerçekleştirdiği davranış dolayısıyla, ceza sorumluluğu yoktur. Meşru savunmadan farklı olarak, zorunluluk halinde bir saldırı değil tehlike söz konusudur. Zorunluluk halinin kabulü için kişinin tehlikeye bilerek neden olmaması, tehlikeden suç olan bir harekete başvurmadan kurtulmanın olanaklı bulunmaması ve tehlikenin ağır ve muhakkak olması da araştırılacaktır. Ayrıca, tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan araç arasında orantılılık ilkesi kabul edilmiştir.

[3] İsmail Ercan, Ceza Hukuku (Genel hükümler-Özel Hükümler), İkinci Sayfa Yayınları,        İstanbul,2009,s.227

[4] Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Zorunluluk Halinin Hukuki Niteliği,s.207

[5] Zeynel Temel Kangal, Zorunluluk Durumunun Ceza Sorumluluğuna Etkisi, İstanbul,2006,s.93

[6] Bkz. Nevzat Toroslu,Ceza Hukuku Genel Kısım.Savaş Yayınevi,Ankara,2006,s.148 vd.; Demirbaş,age., s.267 ; Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş,2006,s.312 ;

[7] YCGK, E. 2007/1–281, K. 2008/37, T. 26.2.2008, www.kazanci.com.tr

[8]Kangal,age.,s.33

[9] Kangal,age.,s.35

[10] Timur Demirbaş,Ceza Hukuku Genel Hükümler,5.Bası,Seçkin Yay., Ankara,2007,s.269

[11] Kangal, age., s.37

[12] Demirbaş,age., s.270

[13] Artuk, Gökçen, Yenidünya,age., s.671