AİHM Kararları Işığında Gözaltı İşlemlerine Bir Bakış



Devletimiz, AİHS’yi 1954 tarihinde onaylamış olmasına rağmen, sözleşmenin kişi özgürlüğü ve güvenliği alanındaki hükümleri 2001 tarihinde yapılan anayasa değişikliği ile anayasamıza, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile de ceza yargılaması mevzuatımıza yansıtılmış, gözaltına alma ile ilgili hükümler, AİHS’ye uygun hale getirilmiştir. Halen yürürlükte olan Ceza Muhakemesi Kanunumuz ’un gözaltına almaya ilişkin hükümleri, şu anda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesi hükümleri ile paralellik göstermektedir.

AİHS.’nin 5. maddesine göre, “Her ferdin hürriyete ve güvenliğe hakkı vardır”. Ancak “bir suç islediği şüphesi altında olan yahut suç islemesine veya suç işledikten sonra kaçmasına mani olmak zarureti inancını doğuran makul sebeplerin mevcudiyeti dolayısıyla, yetkili adli makam önüne çıkarılmak üzere yakalanması” halinde kişi özgürlüğünden yoksun kılınabilir.

Kişi özgürlüğü temel bir hak olarak kabul edilmiştir. Kanunların izin verdiği ölçüde ve de ilgili hükümde ifade edildiği hallerde, suç islediğinden şüphelenilen kişiler yetkili adli makam önüne çıkarılmak üzere yakalanabilirler.

Madde, temel sınırları çizmekle beraber, yetkili adli makamlar önüne çıkarılmak için, en çok olabilecek olan gözaltı surelerini düzenlememiştir. Sadece Sözleşme’nin 5/3. maddesinde, yakalanan kişinin hakim veya adli görevi yapmaya kanunen yetkili kılınmış bir memur huzuruna çıkarılması için gerekli ve makul sure içinde muhakeme edilmesi ifadesini içermektedir. Gerekli ve makul surenin azami sınırı belirtilmemiştir. Sözleşme’nin 5. maddesinde yer alan “süre”ler de (hemen, en kısa sure ve makul sure) her olayın şartlarına göre değerlendirilecek ve hakkın özünü koruyacak şekilde yorumlanacaktır. Ayrıca sözleşme içtihadı hukuku da yorum konusunda yardımcı olacaktır.

Sözleşme’nin 5/3. maddesinde kişinin, “hemen” hakim veya yetkili adli memur önüne çıkarılması gerektiği ifade edilmektedir. Bu fıkrada yer alan zamana ilişkin “hemen” ibaresi, “derhal” anlamında değildir. “Hemen” ibaresi, somut olaydaki şartlara göre değerlendirilmelidir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ülkemiz aleyhine vermiş olduğu kararlar incelendiğinde, gözaltı nedeniyle verilen kararların önemli yer tuttuğu görülmektedir. Gözaltı sürelerine ilişkin düzenlemeler, yasama faaliyetlerine sıklıkla konu olmuş ve gözaltı süreleri üzerine yapılan tartışmalar kamuoyunu uzun süre meşgul etmiştir.

AİHM., 29 Kasım 1988 tarihli “Brogan ve Diğerleri” adlı davada vermiş olduğu kararında, yargısal denetime tabi olmaksızın dört gün altı saat polis nezaretinde gözaltında bulundurmada, altı saatlik sureyi Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasına aykırı bulmuştur. Mahkeme Brogan davasındaki gözaltı surelerinin, faillerin isledikleri suç türüne bakmaksızın, madde metninde yer alan “hemen” ibaresini ihlal ettiğini belirtmiştir. Söz konusu davada, failler terörizm amaçlı hareket etmişlerdir. Ancak amaç, gözaltı suresini kişi haklarına ve özgürlüklerine aykırı olacak şekilde uzun tutarak terörizme karsı toplumu korumak değildir. Mahkemenin 1988’de vermiş olduğu bu emsal karar, Türkiye’nin de mahkûm olduğu birçok uzun sureli gözaltına ilişkin olaylara dayanak teşkil etmektedir.

Emrullah Karagöz/Türkiye davasında AİHM, başvuranın gözaltına alınıp ardından jandarma komutanlığına götürülmesi karşısında, etkin bir adli incelemeye tabii tutulmadığını gözlenmemektedir. Ayrıca tutuklu bir kimsenin, sorgulanmak üzere jandarmalara teslim edilmesi polis tarafından gözaltında tutulurken geçirilmiş olabilecek sürelere ilişkin kanunlardaki boşluklardan yararlanmak anlamına gelmektedir. Gözaltına alındıktan birkaç saat sonra, sorgulandığı sırada başvuranının başına gelen budur. Ayrıca belirli bir neden olmaksızın 02. 12,2001 e kadar jandarma gözetiminde tutulmuştur sorgulama sırasında verilmesi gereken teminatlar özellikle de avukata danışabilme teminatı geçerliliğini yitirdiği için A.İ.H.S nin 5/1-c maddesinde öngörülen kanunun geçerlilik gereklerinin ihlal edildiği kabul edilmelidir. Bu nedenle Aİ H S nin 5/1 maddesi ihlal edilmiştir.

Murray/İngiltere davasında, 5/1-c madde uyarınca gözaltında tutarken sorgulama yapmanın amacı, gözaltına almaya gerekçe teşkil eden somut şüphenin doğrulanması veya ortadan kaldırılması yoluyla cezai soruşturmayı ilerletmektir. Bu nedenle, şüpheye sebebiyet veren olayların, mahkumiyeti ve hafta ceza soruşturma sürecinin bir sonraki aşamasında yapılan suçlamayı haklı çıkarmak için gereken seviyede olması zaruri değildir.

Wlhoch/Polonya davasında Mahkeme şu şekilde karar vermiştir… Ancak olaylara dayanması yanında 5/1 –c madde bağlamında “ makul şüphenin “ mevcut olması gerekçe gösterilen olayların ceza kanununda ceza gerektiren davranışlardan biri kapsamına girmesi nedeni ile matbu şekilde değerlendirilmesini gerektirmektedir. Bu nedenle tutuklanan kişi aleyhindeki eylemler veya olaylar, olayların gerçekleştiği tarihte bir suç teşkil etmiyorsa açıkça “ makul bir şüphe “ mevcut olamaz…. Başvuranların gözaltına alınmalarının tek gerekçesi, çocuk ticareti suçuna dahil edildiği şüphesi olsaydı, yerel hukukun yorumlanmasında yaşanan çelişkiler değerlendirildiğinde söz konusu gözaltı almanın tutuklamanın yasalığı şüpheli olurdu ancak gözaltına alma aynı zamanda mahkemeleri yanlış yönlendirmek amacı ile evlat edinme işlemlerine dahil olan kişileri yalanıcı tanıklık etmek suçunu işlediği şüphesine de dayanmaktadır.

Brogan ve diğerleri / İngiltere davasında belirtildiği üzere… “ derhal “ kavramının yorumlanmasında ve uygulanmasındaki esnekliğin kapsamı sınırlıdır. AİHM dört gözaltı döneminden en kısasının bile McFadden’in polis gözetiminden geçirildiği dört gün altı saat… 5/3’. Maddenin ilk bölümünde müsaade edilen süreye ilişkin katı kısıtlamaların dışında kaldığı kanısındadır. Hakim veya diğer adli makamların önüne çıkarılmaksızın geçirilen bu kadar uzun bir gözaltı süresini haklı çıkarmak için söz konusu davanın özelliklerine bu denli önem yüklemek “ derhal “ sözcüğünün basit anlamını kabul edilmeyecek derecede geniş yorumlamak anlamına gelecektir. Bu yönde bir yorumlama 5/3. madde bağlamında kişinin uğradığı zarara karşılık sağlanan usuli güvenceyi ciddi şekilde zayıflatacak ve söz konusu maddenin getirdiği hakkın esasına zarar veren sonuçlar doğuracaktır. Bu nedenle AİHM, başvuranların hiçbirinin yakalanmasına müteakiben “ derhal “ adli bir makam önüne çıkarılmadığı veya “ derhal “ serbest bırakılmadığı sonucuna varmak durumundadır. Başvuranın yakalanmaları ve gözaltına alınmalarına, toplumu bütünü ile teröre karşı koruma gereğinin neden olduğuna ilişkin yasal amaç kendi başına 5/3. maddenin özel gereklerine uyulmasını sağlamak için yeterli değildir. 

Diğer yandan devletin gözaltına alınan kişilerin yaşamından ve sağlığından sorumluluğu, Sözleşmede belirtilen hakları koruma yükümlülüğünün bir sonucudur. Kişi, gözaltına alınmakla devletin kontrolüne girmiştir. Birey üzerinde kontrolü üstlenen yetkililerin kişinin akıbetinden sorumlu olmaları zorunludur. Bu sebeple 5. maddenin yetkililerin kaybolma riskine karşı etkin önlemler almalarını ve bir kişinin gözaltına alınıp daha sonra görülmemesine ilişkin bir iddiaya yönelik acil ve etkin bir soruşturma yapmalarını gerektirdiği kabul edilmelidir.         

AİHM’ne göre devlet, farklı bir açıklama getiremediği takdirde gözaltına alınan kişilerin kaybolmasından ve ölümünden; ayrıca bu konuda etkin bir soruşturma yapmaktan sorumludur.

Kurt/Türkiye davasında, Sözleşme makamlarının, keyfilik riskini en aza indirmeleri hedeflenen temel haklarının güvence altına alınması ile kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılmasına karşı korunmasını teşvik ettiği ve bunu da özgürlükten mahrum bırakma eyleminin bağımsız adli denetime tabi tutulmasına izin vererek ve yetkili makamların, bu eylemler için açıklamada bulunmalarını sağlayarak yaptığı vurgulamalıdır… Güvenceler mevcut olmadığında, hukukun egemenliğinin sarsılması ve gözaltına alınanların, en temel yasa koruma şekilleri dışında kalması ile sonuçlanabilecek şartlarda kişilerin fiziksel özgürlüklerinin ve kişisel güvenliklerinin korunması risk altındadır.

Yasayla düzenlenmiş bir gözaltı süresinin ne zaman sona ereceği önceden bilindiğinden yasal gözaltı süresinin kısa bir süre de olsa aşılması, sözleşmenin 5(1) fıkrasını ihlal eder. K-F – Almanya davasında başvurucu, kire dolandırıcılığı şüphesiyle 21: 45 ‘te gözaltına alınmış, kimliği hemen tespit edilemeyen başvurucunun götürüldüğü karakolda ifadesi alınmış ve kimliği ve başka bir suçtan aranıp aranmadığı araştırılmaya başlanmış, sabah yeniden başvurucunun ifadesi alındıktan sonra 09: 45 ‘de savcı polise telefonla başvurucunun tutuklanmasını talep etmeyeceğini söylemiş, polis başvurucunun kişisel bilgilerini kaydetmek için 45 dakika daha tutuktan sonra 10: 30 ‘da başvurucuyu salıvermiştir. Mahkeme, başvurucunun iç hukuktaki suçu işlerken yakalanan kimsenin kimliği hemen tespit edilemiyorsa kimlik kontrolü amacıyla gözaltına alınmasına ve sadece 12 saat tutulmasına izin veren hükmün olaydan 45 dakika aşılmış olduğunu gözlemlemiştir.

Mahkemeye göre sözleşmenin 5/1 fıkrasında güvence altına alınan özgürlük hakkının istisnaları sınırlı sayıda olup. Bir kimsenin özgürlüğünden keyfi bir şekilde yoksun bırakılmaması için bu istisnaların dar yorumlanması, 5. maddenin amacına uygun olur; mevcut davada kimlik kontrolü amacıyla azami on iki saatlik tutma süresi yasayla düzenlemiş olup, mutlaktır,; azami tutma süresi önceden bilindiğinden, tutmayla görevli makamlar, izin verilen sürenin aşılmaması için gerekli bütün tedbirleri almakla ve bu arada tutuma süresi içinde kimlik kontrolü için başvurucunun kişisel bilgilerini kaydetmekle yükümlüdürler; olayda başvurucunun kişisel bilgilerini kaydetmek için 45 dakika daha tutulması 12 saatlik azami tutma süresini aştığından, iç hukuka ve dolayısıyla sözleşmeyenin 5/1 fıkrasına aykırıdır.

Gözaltında tutulan kişi salıverilmiyor ise, yasal süresi içinde yargı önüne çıkarılmalıdır. Zeynep Avcı- Türkiye davasında, başvurucu bir ilde altı gün gözaltında tutulduktan sonra yedinci gün bir başka ile nakledilmiş, başvurucu nakledildiği bu ilde 15 gün daha gözaltında tutulduktan sonra yargıcın önüne çıkarılmıştır. Başvurucu toplam 21 gün gözaltında tutulmuştur. O tarihte yürürlükte bulunan iç hukuka uygun bir tutma değildir, dolayısı ile sözleşmenin 5/1 fıkrası ihlal edilmiştir.

Yasal süreyi aşan gözaltı dönemi, kişinin önüne çıkarıldığı yargıcın verdiği tutuklama kararıyla iç hukuka uygun hale gelmez.; mahkumiyet halinde bütün gözaltı döneminin de verilecek hapis cezasından düşülecek olduğu düşüncesiyle, yasal süreyi aşan gözaltı süresinin iç hukuka uygunluğu savunulamaz. Bu nedenle bir tutuklama kararında, gerçekte kişinin ne zaman gözaltına alındığının tepsi edilmesi gibi, yasal süreyi aşan bir gözaltı dönemi bulunup bulunmadığının tespit edilmesi de önemlidir.

Bir yargıcın veya mahkemenin verdiği bir salıverme kararı, mümkün olan en kısa süre içinde yerine getirilmeli ve kişi geç serbest bırakılmamalıdır. Ancak mahkeme, tutuklama içinde yerine getirilmeli ve kişi geç serbest bırakılmamalıdır. Ancak mahkeme, tutuklama gibi, tutma süresinin önceden yasayla düzenlenmediği ve tutmanın bir yargıç veya mahkeme kararışla sona erdiği hallerde, mahkemelerin çalışmasıyla ve bazı formalitelerin tamamlanmasıyla ilgili pratikteki durumlar nedeniyle, salıverme kararının icrasının zaman alabileceğini ve tutulan kimsenin salıverilmesinde önce kısa süreli gecikmelerin olabileceğini kabul etmiştir. 

Mckay/ İngiltere davasında, AİHM, başvuranın 6 Ocak 2001 de, 22: 00 de, bir benzin istasyonuna soygun düzenlendiği şüphesi ile yakalandığını hatırlatır. Ertesi gün öğlen 12: 37’de suçlu bulunmuştur. 8 Ocak 2001 de, sabah 10: 00 da başvuran,  Sulh ceza mahkemesi önündeki ilk duruşmasında çıkmıştır ve tutuklu yargılanmasına karar verilmiştir. Sulh hakiminin, yakalamanın ve gözaltına almanın yasallığını, başvurandan şüphe edilmesi için mantıklı gerekçeler olup olmadığını inceleme ve söz konusu gereklere uyulmamışsa başvuranın serbest bırakılmasına karar verme yetkisi olduğu ihtilafsızdır. Böylece, makamların yetkilerini kötüye kullanmalarına karşı tatmin edici güvenceler sağlanmıştır. Ayrıca, ivedi ve otomatik olarak ve başvuranın yetkili bir adli makam önüne çıkması sağlanarak 5/3 maddenin ilk kısmına uyulması sağlanmıştır.